30 Ekim, 2009

Gözler ve Bir kadın Gittiğinde. . .

Suriye'nin kadın Devlet Bakanı Bouthaina'dan : Son zamanlarda duyduğum en doğru söz bu... "Kadınları türban değil, gözündeki ifade korur.

"Alt tarafı bir çift organla bu kadar çok iş başarıldığı görülmemiştir.
Yeryüzündeki bütün canlıların gözleri sadece, bakıp görmeye yaradığı halde kadın kısmı, neredeyse bir tek ortalığı süpüremez gözleriyle...
Sever, sevişir, beğenir...
Döver, küser, barışır...
Nefret eder, hesap sorar, azarlar...
Kovar, bağırır, çağırır, alay eder...

Erkek de bir insanoğlu, o da yapar demeyin!
Erkekler her durumda öyle bön bön bakarlar.
Asla, ne demek istediklerini anlamazsınız.

Gözlerini konuşturan sadece kadınlardır.

Çocukluğunuzu düşünün...
Annenizin bin türlü bakışı gelecektir aklınıza.
Misafirler gitsin, ben sana gösteririm bakışı...
Hadi artık odana git, yat bakışı...
Ağzını şapırdatma! bakışı...
Kıçım tutulsaydı da seni doğurmasaydım bakışı...
Aynı babası bakışı...

Babanızdan bir bakış var mı, aklınızda?
Hiç zannetmiyorum olduğunu.
Babayla göz göze bile gelinmez öyle zırt pırt.

Şimdi de büyüklüğünüzü düşünün...

Kaç kadın bir bakışın peşinden gitmiştir? Hiç..
Peki kaç erkek bir bakış uğruna odu ocağı terk etmiştir?
Çookk..

Onlar bir gün çekip gittiklerinde, peşlerinde "yetim-öksüz" kalan çok olur. Mutfaktaki dolap, perdeler, kavanozun içindeki eski düğmeler, özenle saklanmış küçülmüş giysiler, dolap diplerindeki kurdeleler...
Sabah karanlığında mutfaktan gelen tıkırtılar susar, yetim kalmıştır tabaklar.
Bir kadın gittiğinde hep suyu unutulur saksıların.
Sık sık boynunu büker "sarıkız".
O teki kalmış eski bardağın anlamını bilen olmaz.
Değerini kimse anlayamaz krom hac tasının. Balkon artık sessizdir.
Koridor kimsesiz. Bir kadın gittiğinde...

Bir kadın gittiğinde ne çok kişi gider aslında;
Bir ağır işçi, bir temizlikçi, bir bakıcı, bir bahçıvan, bir muhasebeci...
Bir anne gider...
Bir dost...
Bir arkadaş...
Bir sevgili...
Ne çok kişi yok olur bir kadın gittiğinde...

Hep böyle olur; bir kadın gittiğinde; övgüler, uyarılar, yakınmalar, dualar yetim kalır.
Kapı eşiğindeki "Dikkat et..." duyulmaz, Annesi gitmiştir "geç kalma" nın.
Kadınlar,arkalarında büyük boşluklar bırakarak giderler.

Bir kadın gittiğinde pek çok kişi gitmiştir aslında.
Ve bir kadın gittiğinde pek çok "yetim" bırakmıştır arkasında.

Hayatınızdaki kadını yitirmemeniz dileğiyle



BEKİR COŞKUN

28 Ekim, 2009

Cumhuriyet Bayramı. . .


Ulu Önderimiz Mustafa Kemal ATATÜRK ve silah arkadaşlarının, ülkemize armağan ettiği, Bağımsızlığımızın sembolu olan Cumhuriyet Bayramınızı kutlar, yaşam boyu Ulu önderimizin yolunda ve Ay Yıldızlı bayrağımızın gölgesinde yaşamanızı diler, saygılar sunarım.
Yasemin Gürtürk

Etiketler:

25 Ekim, 2009

Domuz, kuş, kene: DKK terör örgütü!

Kuş gribi.
Kene.
Şimdi de, domuz.


Hayvanat kafayı bize taktı birader.

Ve, maalesef olacağı buydu aslında.

Kurban Bayramı’nda elinden kaçırdığı agresif boğaya tüfekle ateş eden kasap da var, tenhada kıstırdığı uysal eşeğe tecavüz eden mühendis de... Allah’tan Adli Tıp raporuyla o eşeğin fingirdek olduğu tespit edildi de, hafifletici sebepten 240 lira cezayla yırttı mühendis... Sonradan “töre” cinayetine kurban gitti o eşek!

Sahibi vurdu.

Hiç unutmam, İzmir’de Basmane’deki havuza güzellik olsun diye ördek bırakmıştı belediye... Ertesi sabah yok. Bi daha bıraktılar. Ertesi sabah gene yok. Bi daha bırakmadılar. Çünkü anlaşıldı ki, av eti ayaklarıyla Alsancak’ta satıyorlar ördekleri.


Oha filan demeye kalmadı, Aliağa’da iki balıkçı, kuş cennetinden arakladıkları pelikanları mangal yaparken yakalandı jandarmaya... Enselenene kadar iki büyük rakı devirdikleri için, karakolda itiraf ettiler, flamingoların hazmı zormuş, o nedenle hafif ekşi olmasına rağmen, pelikanları tercih ediyorlarmış... Bu iki haber peş peşe patladı, İzmir’in yarısı vejetaryen oldu; ahalinin cibes, radika, istifno falan, denizbörülcesine yönelmesi ondan.

Vejetaryen olmayıp, et yemeyen de var. Bolu’da mesela... Yol kenarında bir ayı bulundu, ayı çıplak, postu yok! Merak edip araştırdılar, meğer, asfalta çıkan talihsiz ayıya çarpmış direksiyondaki ayılar... Bakmışlar ki, ayı ölmüş... Postunu yüzüp, oturma odasına sermişler iyi mi!

Hatırlayın, Ankara’da Atatürk Orman Çiftliği’nde ikamet eden, Pakize isimli piton kayboldu... “Kardeşim, 4 metrelik piton nereye gider?” diye şaşıranlara, “Kardeşim, adam 4 kilometrelik fiberoptik kabloyu çalıyor güpegündüz, 4 metrelik pitonu beline sarar gene götürür, siz dikkat edin fili götürmesinler” diye cevap yetiştirmeye gayret ediyorduk ki... Çevre Bakanımız açıkladı, “Ankaralılara bugünlerde şiş kebap yemesini tavsiye etmem!” Hayvan denince, bakanımızın aklına ilk gelen, Aliağa’daki balıkçılarla aynıydı çünkü, mangal... Melih Gökçek baktı ki, basın işin peşini bırakmıyor, taaa 73 gün sonra “Aha işte Pakize” diye bir pitonu getirdi koydu, yerine... Çakma Pakize ise, sanırsın Cem Garipoğlu’dur, “73 gün nerede saklandın?” sorularını, yanıtsız bırakıyor.

Bakın, Pakize dedim, aklıma geldi, Sinop’taki Balina Aydın’ı önce maymuna çevirdik, sonra Rus istihbaratında görevli denizaltı yakalama çavuşu olduğunu iddia ettik. Sivas’ta Murat 124’ün arka koltuğunda taşınan Dana Ferhat, meşhur oldu, vaktinden önce iki katı paraya sucukçuya satıldı. Yavru fok Badem’i sigara tiryakisi yaptılar Gökova’da... Rahmetli Özal’ın papağanı Cabbar aslında çoktan rahmetli oldu ama, “Cabbar işte bu” diye yakaladıkları papağanı animatör olarak kakalıyorlar Antalya’da.


Darıca’ya timsah getirdiler, millet görsün diye... Ööle duruyor, hareketsiz... Kafasına kaya attılar, yaşayıp yaşamadığını kontrol etmek için, hayvancağız debelendi ama, iş işten geçti, ruhunu teslim etti. Göçmen kuşların biyolojik silah taşıdığını öne sürdüler. Bodrum’da çok balık tüketiyor diye yunusları katlettik. Milas’ta, daracık yere sıkıştırıp, balık çiftliğindeki balıkları oksijensizlikten boğarak topluca öldürmeyi başardık. Uçak için deve kestiler.

Beygirler zaten nallı kuzu.

Denizli’de at heykelini sünnet ettiler, malum yeri fazla büyük diye... Sütaş’ın vole atan santrfor ineğini RTÜK’e şikâyet ettiler, memeleri görünüyor diye.

İşin hazin tarafı...

Memleketin adı, hindi.

İnsan olarak yaşamak zor.
Hayvan olarak yaşamak daha zor.
E bi intikamları olacak tabii.
Derenin intikamı olduğu gibi.


Yılmaz özdil
Hürriyet Gazetesi

17 Ekim, 2009

Özür Dilenesi Şehir. . .

Ne Kalender tepesi kaldı, ne kalender İstanbul' lu
Ne üsküdar'ın çeşmesi, ne Göksu'nun deresi,
Kalafatlar kalkınca Balat'tan, sandalcılar da boşladı.
Pierre loti görseydi şimdiyazarmıy dı o kadar şiiri..
Küçüksu' da görüp aşık olanlar
Heybeli' de mehtabı seyrederdi.
Ne Galata' nın meyhanelerinde tat var, ne agora' sı kaldı
Vefa zaten semt adıydı, öylede kaldı.
Langa' da bostanlar yok,
hıyarlaştı bütün yaşayanları
Bize de mazideki resimler kaldı.
Yasemin Gürtürk

Etiketler:

05 Ekim, 2009

Mercedes Sosa. . .


Hüzündü sanki şarkıların,
Şarkıların ölümsüz...
Gittiğin yerde de şarkılar söyle.
Söyleki üzerine yıldızlar yağsın...

- Toprağın bol olsun -

Yasemin Gürtürk

24 Eylül, 2009

Merhaba. . .


Ve döndüm.



Uzun süredir işlerim dolayısıyla şehir dışında olmam, beni sizlerden ayrı tuttu.

Sizleri ve blog' umu çok özledim.



Yine buradayım. Sizlerle birlikte güzel paylaşımlarda buluşmak üzere sevgiler.



Okulların açılması dolayısıyla tüm öğrenci kardeşlerime başarılar, öğretmen arkadaşlara iyi çalışmalar dilerim.



Yasemin Gürtürk

21 Eylül, 2009

Tüm dostlarımın şeker tadındaki mübarek bir ayın sonunda kutlanan Ramazan bayramını en içten dileklerimle kutlar her birinineze teker teker sağlık huzur ve mutluluk dilerim

Yasemin

07 Eylül, 2009

Maskeli Balo. . .


Dün bir balodaydım,
Adı maskeli balo
Kiminin yüzünde şeytan,
Kiminin kanatlarında melek
Kiminin yüreği kedi

Adı üstünde maskeli balo
Saat 12 yi geçince
Kabağa dönüşür her şey
Tıpkı masaldaki gibi.
Ama bu öyle bir şey değil

Ne masal anlatılan
Rüya hiç değil.

Gün doğar batar ama
Balo bitmedi bitmeyecekte.

Şeytan maskesini çıkartsa da
Yüzünde yine şeytan
Aslan postunu yere serse de
Krallık onda baki, şiddet.
Kedi hala uysal ama korkak
Bir el uzandı mı?
Sakince sokulur.
Hasret sevilmeye.

Adı balo
Ama

Dünya zaten maskeli balo.


Yasemin Gürtürk

Sırça Sarayda Basma Elbise...

Bahar dallı basma elbise kirlenmişti. Üzerinden hoyratça çıkardılar bahar dallı elbiseyi.
Artık bahar olmayacak onun yüreğinde. Hazan yaprakları üzerine dökülecek, karlar yağacak belki beyaz, ama o üşüyecek.

Keşke hep filmlerde kalsaydı hikayeler. Seyrederken “en kötü şey tecavüz” dediğimiz sahneler beyaz perdede olsaydı, ışıklar yanınca hayal dünyası sona erseydi.
Ama öyle değil artık dünya. Zaman o kadar değişti ki, caniler doğdu.
Filmlerdeki küçük beyler vahşileşti.
Daha hayatının baharındaydı Münevver.
Basma elbisesi üstünde olmasa da, sevgisi yüreğindeydi. İnandı, sevdi, umut etti.
Günlüklerinde yazdığı gibi tereddütleri olsa da umutları vardı.
Sırça sarayda büyümüş küçük bey Cem. Para cebinde, soyadı ailede, canilik ruhunda.
Sevgisi ise koca bir yalan.

Bahar dallı, basma elbiseli Münevver yok artık.
Para, belki soyadı bilinen ailede hala güç.
Yakalanmadı, yakalatmadılar ya da yakalamadılar.
Kanunlar mı yetersiz, yoksa güç mü engelliyor kanunları.
Koltuktan etse de bazılarını, çark bazen başka dönüyor, basma elbiseliler için.

Yazık oldu bahar dallı basma elbiseli kıza. Güneşin doğuşunu tekrar göremiycek.
Peki ya güç, soyadı olan aileye gösterecek mi güneşin doğuşunu ne de batışını.
Kafalarını uzatıp camdan bakabilecekler mi yağmurun yağışına,
Koklayabilecekler mi yağmur sonrası toprağın güzel kokusunu.
Fare deliklerine kıstırılmış hayatları.

Bütün müştemilat isyanda artık.
Film şimdilik basma elbiseli kız için bitti.
Ama motor durmadı. Sırça saraylı küçük bey için senaryo hazır. Yeter ki yönetmen (emniyet güçleri) rolü sahibine versin.
Yasemin Gürtürk

25 Haziran, 2009

Yorgun Dargınlık. . .

Korkuyorum artık konuşmaktan,
Belki yaşamaktan,
Doğru bildiklerime şaşırmaktan.
Yoruldum ve yoruldukça darıldım.

Hayat sanki benim değil artık
Yok etmek istediler
kendilerine benzetmek istediler.
Benim olanları elimden aldılar.

İnadına hep inandım,
inandıkça yanıldım.
Dinmeyen içimdeki fırtına
İşte bu yüzden.

Dün var olanlar nerde?
Nerde bugünküler, yarın hiç olmayacaklar nerde?
Bu kadar çabuk mu tükettiler.
Kırıldım, yoruldum,
Yoruldukça darıldım.

Hayatımın katili hepsi
Bakıyorum gözlerine ama
Göremiyorum nerde nefretleri.

Haydi alın artık hayatımı
Alın hepsi sizin olsun.
Çünkü ben
Kırıldım, yoruldum
Ve yoruldukça darıldım...

Yasemin Gürtürk
23/Haziran/2009

13 Haziran, 2009

Hoşça Kalın. . .

Sevgili blog arkadaşlarım,


Blog aleminde 3 yıldır sizlerle birlikteyim. Hayat bazen hiç tanımadığı insanlarla karşılaştırırmış. Bende sizlerle burada karşılaştım.


Bu üç yıl süresince sizlerle gönül bağımız oluştu.
Yarattığımız her eseri birlikte paylaştık. Birbirimizden çok şey öğrendik. Hayatımızda uyguladık.



Her gün birkaç defa sayfalarınıza uğramadan edemez duruma geldim. Sanki uğramazsam bana küsecekmişsiniz gibi geliyordu. Hani nasıl insan sancılar içinde kıvranırken yapılan bir morfin onu sakinleştirir, ben de sizin sayfalarınızda gezinirken sakinleşiyor, dinleniyor ve bilgileniyorum.


Ancak Yaz mevsimi gelip çattı. Ben kendimi sezonluk işçi olarak nitelendiriyorum. Çünkü küçük bir sahil kasabasında bir dükkan çalıştırıyorum. Ekmek kapısının açılma zamanı geldi ve ben bugün bir süreliğine sizlerden ayrı kalıcam.


Ama kalbim hep sizlerle olacak. Orada internetim yok, fakat fırsatım oldukça laptopumu aldığım gibi kablosuz bağlantı olan bir yeri bulmaya çalışıcam. Yani sizleri ara sırada olsa ziyaret etmeye gayret göstericem.


Ben ziyaret etiğim dostlarımın sesini bir süre duymazsam meraklanıyorum. Bu notu da işte bu yüzden yazıyorum. Merak etmeyin diye :))


Ne zormuş hoşça kal demek ve ardında sevdiklerini bırakmak.


Tekrar görüşünceye kadar kendinize iyi bakın, sağlıkla kalın, hoş kalın.



Yasemin Gürtürk